Seksenler ve transfer deyince akla türlü türlü hikayeler gelir. O günlerde transferler günümüzde olduğu gibi gerçekleşmiyordu. Resmi teklifler, KAP bildirimleri, uluslararası menajerler ve Bosman kuralları… Bu saydıklarımızın hepsi, daha sonraki yıllarda futbolun karmaşık transfer dünyasının bir parçası oldu. Seksenler, yöneticilerin transferleri bitirmek için yaratıcı yöntemler bulmak zorunda olduğu bir dönemdi: yöneticilerin evlerine kaçırılan yıldızlar, askeri araçlarda gizlenen isimler, transfer tamamlanana kadar evden çıkması yasaklanan futbolcular…
Peki, Beşiktaş’ın unutulmaz üç ismi Metin Tekin, Ali Gültiken ve Feyyaz Uçar, siyah-beyazlı renklere nasıl transfer oldu?
Metin Tekin
Metin Tekin’in transferinin hikayesi, 17 yaşında genç milli takım ile oynadığı bir karşılaşmayla başlıyor. Tekin’i genç milli takımda izleyen antrenör, “Sarı çocuğu alın, başka kimseyi istemiyorum” diyor; ancak transfer hemen gerçekleşmiyor.
O zamanlarda amatör oyuncuların üniversite kazandıkları şehrin takımına bedava girmesine izin veren bir sebeple Kocaelispor, kendisiyle profesyonel mukavele imzalamamıştı. Eğer imza atılsaydı, Metin Tekin 21 yaşına kadar Kocaelispor'da oynamak zorunda kalacaktı, ancak imza atılmayınca serbest kaldı. Ardından durum mahkemelik olunca, bir süre futbol oynayamadı.
Babası iyi bir Galatasaraylı olan Metin Tekin, adını bile Metin Oktay’dan alıyordu. Beşiktaş ile anlaştığı ancak sözleşme imzalayamadığı ortaya çıkınca, Galatasaraylı yöneticiler babasına ulaşıp “Metin’i Beşiktaş’a verme, bize ver” diyor. Bu teklif genç Metin’i çok heyecanlandırsa da, Beşiktaş’a söz verdiklerinin altını çizen babası, verdikleri sözü çiğnemiyor ve Metin Tekin kendisini siyah-beyazlı renklere bağlayan sözleşmeyi imzalıyor.
Ali Gültiken
Ali Gültiken ise Metin-Ali-Feyyaz üçlüsünde en sessiz transfer hikayesine sahip isim. Bakırköy Ortaokulu'nda okuyan ve okul takımında da dikkat çeken Ali Gültiken, Bakırköy Yücespor altyapısında da futbol oynamaya başlamıştı. Performansı ile dikkat çeken Ali Gültiken’e tüm büyük kulüpler talip olsa da, genç oyuncu Beşiktaş’ı seçti. Tercihini, “O dönem Serpil Hamdi Tüzün, Beşiktaş altyapısında çok başarılıydı ve maçlarımın birçoğunu izledi. Sonunda transferim için talepte bulundu. Serpil Hoca orada olduğu için ben de Beşiktaş’ı tercih ettim.” diye açıklıyor.
Serpil Hamdi Tüzün, Beşiktaş’ın Türk futboluna damga vuran altın çağının futbolcularını yetiştiren tek isim olarak öne çıkıyor. Futbolculuk kariyerinden sonra antrenörlük kariyerinde fark yaratmak için o yıllarda nadir görülen biçimde yurt içinde ve yurt dışında antrenörlük ve oyuncu gelişimi kurslarına katılan Tüzün, 1975 yılında Beşiktaş’ın antrenörlük ekibine dahil oluyor. Dönem dönem A takımı çalıştırsa da onu unutulmaz kılan, dönemin genç yıldızlarının üzerindeki etkisiydi. Oyuncuları tarafından bir öğretmen saygısı gören Serpil Hamdi Tüzün, altyapı kelimesini hiç sevmezdi ve “altyapı değil, öz kaynak” felsefesine inanırdı. Bu felsefede yetiştirdiği öğrencileri Türk futbol tarihine damga vurdu: Rıza Çalımbay, Mehmet Özdilek, Ziya Doğan, Sergen Yalçın, Metin - Ali - Feyyaz ve daha niceleri.
Feyyaz Uçar
Üçlünün en golcüsü Feyyaz Uçar, Beşiktaş’a transferini “Hem üzücü hem de sevindirici, kader dedikleri şey bu herhalde.” diyerek anlatıyor. Futbola Avcılar Spor Kulübü altyapısında başlayan Feyyaz Uçar, 17 yaşında Lüleburgazspor ile anlaşmış, hatta sözleşme imzalamak için Lüleburgaz’a bile gitmişti. İmza atmaya gittiği gün takımın teknik direktörü değişince göreve yeni gelen Sabahattin Kuruoğlu oyuncuyu tanımadığını söyleyip transferin gerekliliğini sorgulamış ve akşam oynanacak seçmelerde sahaya çıkmasını istemiş. Kendisiyle beraber sözleşme imzalamaya gelen dayısı duruma sinirlenip İstanbul’a dönse de, genç Feyyaz o kadar yol yaptıktan sonra akşam o maça çıkmaya karar vermiş.
Maçtaki performansını “Nasıl oynadığımı söylememe gerek yok sanıyorum.” şeklinde anlatan Feyyaz Uçar’a saatin geç olduğu ve yarın sözleşme imzalamak için tekrar Lüleburgaz’a çağrılacağı söylenmiş. Gece İstanbul’a otobüs olmaması sebebiyle, mahcup bir yöneticinin yardımıyla bir tıra otostop çekip yolun son kilometrelerini yürüyerek evine dönmek zorunda kalan Feyyaz Uçar, yarın aynı yolu geri dönüp Lüleburgazspor’la sözleşme imzalamaya hazırdı.
Ertesi gün, Avcılar’da denize girmek üzere sahile giden ve yöneticilerden haber bekleyen Feyyaz Uçar’a, sahildeyken hayatını değiştiren bir haber geliyor. Dönemin Beşiktaş yöneticisi Hasan Tutaş, plajda Uçar ile babasının yanına gelip genç takım için kendisini izlediklerini, onu beğendiklerini ve takıma istediklerini söylüyor. Kulübüyle bonservisi konusunda anlaşırlarsa Beşiktaş forması giymekten şeref duyacağını söyleyen Feyyaz Uçar, Beşiktaş’ın kulübüyle anlaştığı haberinin üzerine o zaman transferim hayırlı olsun diyor; belki de Türk futbol tarihini değiştiren bir transfer, şezlonglarda otururken gerçekleşiyor. O günün akşamında Lüleburgazspor yöneticileri de Uçar’a “Seninle sözleşme imzalayacağız.” diyerek geliyor. Feyyaz Uçar, Beşiktaş’a transferinin hikayesini “Dün tıra bindirip yolladılar, ertesi gün geldiler ama geri döndüler. İşte böyle bir kader, kısmet." diyerek bitiriyor.
Gerisi efsane
15 Ekim 1989’daki Adana Demirspor karşılaşmasıyla Metin-Ali-Feyyaz Beşiktaş’ın hafızasına altın harflerle kazınıyor. Üçlü, Beşiktaş’ın hücum gücünün en büyük temsilcilerinden biri haline geliyor, Beşiktaş X Reflect Studio koleksiyonuna da ilham veriyor.
Metin-Ali-Feyyaz Hoodie’nin nakışında bu üçlünün tarihte yan yana geldiği ve hafızlara kazınan bir ânı yansıtmak istedik. Futbolcuların yan yana durduğu, sırasıyla Ali Gültiken, Feyyaz Uçar ve Metin Tekin’e yer veren bu fotoğrafı referans aldık, kulübün tarihinde iz bırakan bir kareyi yakaladık.
Yolu Beşiktaş’a düşen ve efsaneye dönüşen futbolculardan ilhamla Metin-Ali-Feyyaz Hoodie, takımın başarısında emek ve azimleriyle öne çıkan bu ekibe saygı duruşunda bulunuyor.